Son Haberler
Anasayfa / misafir kalemler / ALLAH’A MİSAFİR OLUNAN MEKANLAR: CAMİLERİMİZ

ALLAH’A MİSAFİR OLUNAN MEKANLAR: CAMİLERİMİZ

Pocket
Bookmark this on Google Bookmarks

Günde beş kez ilâhî çağrının yapıldığı ezanlarla, kürsülerinden seslenilen vaazlarla minberlerinden okunan hutbelerle, topluca Allah’ın huzurunda icra edilen ibadetlerle Müminleri bir araya getiren camiler, Allah’ın evleri olması hasebiyle aynı zamanda Allah’a misafir olunan kutsal mekânlardır. Camiler; kulaklarımıza ve gönüllerimize  hitâb eden ilâhî mesajlarla imân, edep, ibadet, ahlâk, terbiye, sevgi, saygı, hak ve hukuk anlayışının topluma kazandırıldığı ilim ve irfân ocaklarıdır. Camilerde toplanan kişiler, birlikte Allah’ın huzurunda kıyama dururlar, birbirleriyle görüşürler, sevinçlerini paylaşırlar, dertlerine ve sıkıntılarına ortak olurlar, böylece gerçek dostluk ve kardeşlik duygusunun tadına varırlar. Bu yönüyle camiler, bulundukları bölgenin çevresini aydınlatan adeta birer kandil gibidirler.

cami

Camiler; Müslümanların dil, renk, makam, mevki farklılığı gözetmeden genciyle-ihtiyarıyla,  fakiriyle-zenginiyle köylüsüyle- şehirlisiyle omuz omuza bir araya geldikleri, gönül gönüle kaynaştıkları ibadethaneleridir. Birlik ve beraberliğimizin önemli unsuru,  İslam’ın sembolü, Müslüman beldelerin vatan tapusu ve mânevî güvencesi olan camilere ecdâdımız, tarih boyunca büyük önem vermiş,  fethettikleri ulaşabildikleri her yere ilk olarak cami ve mescidler inşa ederek, câmi merkezli şehirler, beldeler, köyler teşkil etmişlerdir. İlerleyen zaman içinde günün ihtiyaç ve şartlarına göre gittikçe artan camilerin etrafına tekke, medrese, hamam, şifahane gibi müştemilatı bünyesinde taşıyan geniş kapsamlı külliyeler tesis etmişlerdir.

Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamberimiz de Mekke’den Medine’ye hicreti esnasında yaptığı ilk iş, daha oturup dinlenmeden Mescid-i Nebevî’nin inşâsını başlatmak olmuştur. Onun ve yakın arkadaşlarının gayretleriyle tamamlanan bu Mescid, zamanla gençler için büyük bir ilim ve kültür merkezi haline gelmiş, diğer bir tabirle İslam’ın ilk üniversitesi olma özelliğini kazanmıştır.

Kur’ân-ı Kerim’de ve hadîs-i şeriflerde, mabedlere büyük önem verilmiş bu hususta Yüce Rabbimiz, Tevbe sûresinin 18. ayetinde; “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur” buyurarak ihtiyaç olması hâlinde; mü’minleri cami ve mescitler inşa etmeye ve onarmaya teşvik etmiştir.

Mescidlerin maddî ve manevî olmak üzere imarı iki çeşittir. Maddi imar; inşası, yapımı, temizliği, aydınlatılması gibi muhtelif fizikî ihtiyaçlarının temin edilmesidir. Mânevî imar ise namaz kılmak, Allah’ı zikretmek, ibadet ve ziyaret etmek maksadıyla Müslümanların mescidleri doldurmasıdır. Bir caminin iç dizaynı, temizliği ihtişamı ne olursa olsun içinde cemaati ve gençliği bulunmayan cami ma’mur bir ma’bet özelliği taşımamaktadır. Dolayısıyla camilerimizi bu iki özelliği ile bir arada imar etmeliyiz.

Camilerimize gençlerimizi teşvik etmek istiyorsak, bu mekânlar sadece ibadet mahalli olmakla kalmamalı; tarihte var olan kimliğine tekrar kavuşturulmalıdır. Dikkat edilirse, eski camilerimizin meşrutasıyla, kütüphanesiyle, medresesiyle, imareti ile külliye halinde inşâ edildiği görülür. Bizler de camilerin yanına konferans salonları, kütüphaneler ve bir takım hat, tezhib ve el sanatları gibi kurslar açarak, hem ibadet yeri ve hem de ilim, sanat ve kültür merkezi olarak gerçek fonksiyonuna tekrar kavuşturduğumuzda bu mekânları gençlerimiz için daha çekici hale getirebiliriz. İslâm Tarihi boyunca cami ve mescidlerin  yanına bina edilen medreselerde  Kur’ân, tefsir, hadis, fıkıh gibi ilimlerin yanı sıra lügat, şiir, edebiyat, tıp, astronomi.. gibi diğer bilimler okutulmuştur. Böylece camiler, hem ibadet yeri ve hem de ilim ve kültür merkezi haline getirilmiştir.

Camilerimiz, çok çeşitli fonksiyonları ifâ etmesi bakımından dinî ve millî kültürümüzden ayrı düşünemeyeceğimiz önemli müesseselerimizdendir. Bugün bu kutsal mekânlara olan ihtiyaç gün geçtikçe  artmaktadır. İçinde yaşadığımız çağda insanlar aşırı dünyevileştiği için mânevî değerlerin erozyona uğradığına şahid olmaktayız. Toplumsal ilişkilerin giderek zayıflaması sebebiyle insanlar daha da yalnızlaşmakta ve mutsuz olmaktadırlar. İşte bu ortamda insanların mânevî havayı teneffüs ederek huzur duyacağı ve Rabbiyle olan randevusuna geldiği için rahatlayacağı, bu mekânlara her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır.

 Yrd. Doç. Dr. Nuran ÇETİN

Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Hakkında admin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*