Son Haberler
Anasayfa / afilli / İSTİKLAL MARŞI’NI GÜNCEL ŞARTLARDA HATIRLAMA

İSTİKLAL MARŞI’NI GÜNCEL ŞARTLARDA HATIRLAMA

Prof. Dr. Nurullah Çetin

Mehmet Akif Ersoy atamız, “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” demişti. Bugün geldiğimiz noktada galiba İstiklal Marşı’nı bir harfini bile değiştirmeden, noktasına virgülüne dokunmadan olduğu gibi yeniden yazma gereği doğdu. Zira İstiklal Marşımız, anlam dünyası ve verdiği mesajlar bakımından güncelliğini korumaktadır.
1. Akif atamız: “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.” demişti. Çünkü ülkemizin pek çok yerini İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Amerika en modern silahlarla işgal etmişler, içimizden de vatandaşımız olan Rum ve Ermeni gibi unsurların pek çoğunu yanlarına alarak Türk’ü Anadolu’da boğup yok etmek için üzerimize çullanmışlardı. 1911’de Trablusgarp, 1912’de Balkan, 1914’te Birinci Dünya Paylaşım Savaşlarına girip mağlup ayrılmıştık. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile hem ülkemiz işgale uğradı hem de ordularımız dağıtıldı. Bu durumda taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmamıştı ve millet korkmuştu. Bu ortamda Mehmet Akif, bize en olumsuz şartlar altında bile korkmamamız, sonuna kadar mücadeleye devam etmemiz gerektiğini, Türk milletinin ve devletinin yok olmayacağını, tek bir ocak, tek bir aile, tek bir kişi bile kalsa Türk’ün varlığından ümit kesilemeyeceğini kesin bir dille söyledi.
Ancak bugün her türlü maddi ve manevi imkânlarımıza rağmen millî ve dinî kimliğimiz, milliyetçilik ruhumuz ve vatanseverlik şuurumuz yok edildiği için, insanlarımız Müslüman Türk kimliğine yabancılaştırıldığı için al sancağımız ve onun temsilciliğinde bağımsız millî Türk devletimiz, bütün sembol, değer ve kurumlarıyla ve bu devleti ayakta tutacak olan yurdumuzun üstündeki bütün ocaklarımız söndürülmeye çalışıyor. Din adına, Komünistlik adına, etnik ırkçılık adına, liberalizm adına, Amerika ve Avrupa Birliği adına Türk düşmanlığı yapılıyor. Bu şartlar altında bile korkmaya gerek yok. Allah’a, kendimize ve milletimize güveneceğiz. Ümit kesmeyeceğiz. Türklere Türklüğünü, milliyetini, değerlerini, tarihini, geleceğini, dostunu düşmanını hatırlatacağız.

2. Akif atamız: “Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl! / Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?”, “Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;”, “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!“ demişti. Yani o zaman bu vatan semalarında nazlı nazlı dalgalanması gereken tek Türk bayrağımız bize kızmış, çehresini çatmış, suratını asmış ve öfkelenmişti. Çünkü o zaman onun yanına caddelere, sokaklara, binalara, oraya buraya İngiliz, Fransız, Yunan, Amerikan bayrakları asılmıştı. Yani Türk bayrağının yanına kuma gelmiş, Türk bayrağının harim-i ismetine yabancılar sokulmuştu. Biz Millî Mücadeleyi yurdumuzda yabancı bayraklar asılmasın, bizim gök kubbemizde sadece Türk bayrağı dalgalansın diye verdik. Yani Türk’ün millî ve dinî değerlerinin, hürriyetinin, şahsiyetinin, istiklalinin, tarihinin, ecdadının, vatanının, dilinin, dininin, geleceğinin sembolü olan Türk bayrağı dalgalansın diye istiklal cidali yaptık.
Ama bugün geldiğimiz noktada, o gün mücadele ettiğimiz Haçlı ordu ve devletlerinin bugün birleşmiş yeni hali olan Avrupa Birliğine girme sevdasıyla Türk bayrağının yanına Avrupa Birliği bayrağını kuma getirdik. O gün Haçlı devletlerin bayrakları ülkemizin değişik yerlerinde ayrı ayrı dalgalanıyordu; bugün ise birleşmiş halde, tek bayrak olarak dalgalanıyor. Resmî kurumlarımızda Türk bayrağının yanında Avrupa Birliği bayrağı da asılıyor. Yani Türk bayrağının hürriyeti kalmamıştır, Avrupa Birliği bayrağının esiri olmuştur.

3. Akif atamız: “Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!” demişti. O gün ülkemizi işgal eden devletler Türk milletinin istiklalini yani bağımsızlığını yok ederek bizi idare etmek, bizi sömürmek, bizim millî ve dinî kimliğimizi ve ordumuzu yok etmek için gelmişlerdi. Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk de “ya istiklal ya ölüm!” diyerek üçüncü seçenek olan mandacılığı, İngiliz Muhipleri Cemiyetinin önerdiği İngiliz mandacılığını, Wilson Prensipleri Cemiyetinin önerdiği Amerikan mandacılığını ve diğer Fransız ve İtalyan mandacılıklarını reddetmiş, biz ya tam bağımsız bir millet ve devlet olarak yaşarız, ya da ölürüz demişti. İşte Mehmet Akif Ersoy da İstiklal Marşımızla aynı hassasiyeti ortaya koymuştur.
Bugün ise siyasi istiklalimiz, ekonomik istiklalimiz, kültürel istiklalimiz ve askerî istiklalimiz, haricî bedhah olan Amerika, Avrupa Birliği ve onların içimizdeki işbirlikçileri olan dahilî bedhahlar tarafından yok edilmiş, her alanda bağımsızlığımız ortadan kaldırılarak Batı emperyalizmine teslim olunmuş, sömürge haline gelinmiştir. Yani kanunlarımız Avrupa Birliği dayatmasıyla çıkıyor, anayasamız Amerika talimatıyla yapılmaya çalışılıyor, idaremize bütün batılı ülkeler karışıyor. Böylece uğruna Millî Mücadele verdiğimiz siyasi istiklalimiz yok hükmündedir. Yer altı ve yer üstü bütün zenginliklerimiz, madenlerimizden fabrikalarımıza kadar her ekonomik değerimiz ve pazarımıza yabancı şirketler hâkimdir. Yani ekonomik istiklalimiz de yok hükmündedir. Türk-İslam kültür ve medeniyet değerlerimiz de ya unutturuldu ya yok edildi, yerine Amerikan kültürü hâkim kılındı; yani kültürel istiklalimiz de yok hükmündedir. Ordumuz da NATO emrine sokularak askerî istiklalimiz de büyük ölçüde yara almıştır.

4. Akif atamız: “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!” demişti. Yani o gün emperyalist Batılı devletler birleşip ortak Haçlı ordusu halinde ülkemizi işgal ederek bize saldırdıklarında, bizim hürriyetimizi yok etmek, bizi esir ve köle edinmek, bize maddi ve manevi anlamda zincir vurarak bizi insanlığımızdan çıkarmak, Haçlı kiniyle bizi boğmak istiyorlardı. Biz Millî Mücadeleyi onların bu niyet ve tavırlarına karşı kesin ve kararlı bir duruşla verdik. Yani kimse Türk’ün hürriyetine dokunamaz dedik.
Bugün geldiğimiz noktada hürriyetimiz kalmadı, her şeyimiz zincire vuruldu. Aklımız, vahye yer vermeyen Batı rasyonalizmi, materyalizmi ve pozitivizmi tarafından zincire vuruldu. Duygularımız İslam imanına yer vermeyen; dünyaya, maddeye, paraya taparlık duyguları tarafından zincire vuruldu. Bedenimiz lüks, süslü, pahalı, havalı giyim kuşam ve boya zincirlerine vuruldu. Zamanımız hem maddi hem manevi, hem dünyevî hem uhrevî manada faydalı işleri bir tarafa bırakıp gâvurun elimize tutuşturduğu bilgisayar, televizyon, kumar, anlamsız eğlenceler zincirine vuruldu. Siyasetimiz Amerika, NATO, Avrupa Birliği zincirine vuruldu. Ekonomimiz talancı, yağmacı, sömürücü yabancı şirketler zincirine vuruldu. Türk-İslam kültürümüz, Batının batıl kültürel değerleri, sanatı, edebiyatı, sineması, müziği zincirlerine vuruldu. Vatanımız topraklarıyla, madenleriyle her şeyiyle yabancılara satma ve NATO, Amerikan üslerinin işgali zincirlerine vuruldu. İç siyasetimiz, Türk düşmanı ibiş ve iblis politika esnafı zincirlerine vuruldu.

5. Akif atamız: “Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. / Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.” Demişti. Yani o gün Haçlı emperyalist Batılı devletler Türk’ün önüne engeller koymuş, bentler yapmış, demirden ve çelikten modern silah Ergenekon dağlarıyla kuşatmış, âdeta bizi Anadolu ortalarında küçücük bir yere hapsetmişti. Biz Millî Mücadeleyle ikinci Ergenekon’dan çıkışımızı başlattık ve başardık. Yani etrafımızı kuşatan gâvurun çelikten ve demirden silah dağlarını âdeta nefesimizle eriterek özgürlüğümüze yol bulduk ve Bozkurt Mustafa Kemal’in yol göstericiliğinde içine hapsedildiğimiz işgal Ergenekon vadisinden çıktık. Bizi hapseden, bizi boğmak, yok etmek isteyen bütün çitleri, bentleri, duvarları, engelleri taşarak, coşarak, çiğneyerek aştık. Gâvurun silah dağlarını yırttık ve kendi vatanımızda yeniden özgürlüğümüze kavuştuk.
Bugün ise uygulanan kültürel emperyalizm projeleriyle, gâvurun eğitim programları dayatmasıyla, Türk’ün millî ruhunu yok etmeye dönük her türlü proje ve programlarla, yapılan propagandalarla Türk’ün kükreme, önüne konulan engelleri aşma, bentleri çiğneme, dağları yırtma, enginlere sığmayıp taşma ruhu, ülküsü, inancı, iradesi, azmi, heyecanı yok edildi. Kendine olan özgüveni yok edildi. İmkânsızı mümkün kılma cehdi berheva edildi. Türk düşmanları Türk’e Türk düşmanlığı propagandalarıyla Türk’e: “Senden adam olmaz, sen devlet idare etmeyi bilmezsin, seni başkaları yönetsin” dediler. Türk uyutuldu, uyuşturuldu, etkisizleştirildi, elinden bütün imkânlar alındı, büyük ölçüde mankurtlaştırıldı, mücadele azmi ve iradesi kırıldı. Türk, büyük hedefler ve büyük ideallerden uzaklaştırıldı; küçük bireysel menfaatleri etrafında oyalandı. Türk’ün devlet-i ebed müddet ve nizam-ı âlem ülküsü yok edildi. Cihan hâkimiyeti kızılelması elinden alındı.

6. Akif atamız: “Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar, / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.” Demişti. Yani o gün işgalci Batılı devletlerin; İtilaf devletlerinin her türlü modern silahı, parası, gücü ve askeri vardı, ama bizim maddi anlamda bir üstünlüğümüz, silah üstünlüğümüz yoktu. Ama bizim de imanımız, inancımız vardı. Bu yüzden o gün, işgalci Batılı güçlerin silah üstünlüğüne bakıp bizim bir şey yapamayacağımızı, muhakkak yenileceğimizi düşünen zayıf iradeli mandacılar, “direnmeyelim teslim olalım, milleti boş yere kırdırmayalım, devleti, vatanı gâvura terkedelim” dediler. Her türlü imkânsızlığa rağmen direnişi başlatan Başbuğumuz Mustafa Kemal’e de “dağa çıkmış eşkiya, çıldırmış, milleti kırdıracak dediler.
Atatürk, bu mücadelenin silah, para ve güçle değil; imanla kazanılacağını çok veciz olarak şöyle anlatır: “Gittiğimiz yol bir iman yoludur. Evet biz on milyonluk küçük ve yorgun bir milletiz. Düşmanlarımız ise pek çoktur ve pek kavidir (güçlüdür). Vâkıa (Gerçekte) riyazî (matematiksel, maddi güçleri hesaplayarak, yani istatistikî olarak) düşünülecek olursa galebe çalmamız (üstün gelmemiz) müşküldür (zordur). Fakat bizde olan şey onlarda yoktur. Bizde iman kuvveti vardır. Za¬ten bu mücâhede (savaş) bir iman işidir. İmanı kavi (güçlü) olan buraya gelir çalı¬şır. İmanı zayıf olana ihtiyacımız yoktur. Biz bin türlü düşmanları¬mızın kuvvetine rağmen muvaffak (başarılı) olacağız” (İleri gazetesi, 23 Eylül 1922).
Bugün ise Türk’ün göğsünden imanı, inancı, kendine olan güveni alındı, çalındı, yok edildi ve içi boşaltılmış Türk’e: “Bak kardeşim, Batının silahı var, tankı var, topu var, uçağı var, teknolojisi üstün, her türlü modern silahı var, parası var, bilimi var, senin hiçbir şeyin yok, o yüzden otur oturduğun yerde, sakın Batıya, Amerika’ya, Avrupa Birliği’ne itiraz etme, onlara karşı çıkma, onlar ne derse kabul et, onlar sana ne emir verirse uy, verdikleri ev ödevlerini harfiyen yerine getir. Yani onların uysal kölesi, eli dili bağlı esiri olursan yaşayabilirsin, yoksa ölürsün” dediler. Türk’ün vatanını, devletini, milletini savunacak bütün manevi direnç noktalarını yok ettiler.

7. Akif atamız: “Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, / “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?” demişti. O gün İtilaf Devletleri adını alan son Haçlı ordusu, ülkemizin pek çok yerini işgal ettiğinde vahşice zulümler ettiler, tek dişi kalmış bir canavar gibi saldırdılar, yaktılar yıktılar. Bu saldırganlıklarını da medeniyet, uygarlık diye yutturmaya çalıştılar. Güya Anadolu’ya medeniyet getirmeye geldiklerini söylediler. Ana yaptıkları iş işgaldi, istilaydı, vahşetti. Biz Millî Mücadeleyi bu barbarca saldırılara karşı şerefimizi, varlığımızı korumak için verdik. Gerçek insanlık ve İslamlık medeniyeti bizdeydi, hakka hukuka riayet, adaletle muamele, savunmasız çoluğa çocuğa, yaşlıya, kadına, din adamına, ekine, hayvana saldırmama bizdeydi, savaş zamanı bile olsa sadece bize saldıran eli silahlıya mukabele, suçsuz ve savunmasız olana saldırmama bizdeydi. İşgalci Haçlı sürüleri ise bütün insanlık dışı barbarlıkları acımadan tereddüt etmeden yapıyordu.
Bugün ise uygulanan eğitim programları ve kültür emperyalizmi çalışmaları ile Türk’ün şahsiyetli, şerefli, haysiyetli, doğru ve sağlam değerler üzerine kurgulanan kendi medeniyeti, Türk-İslam medeniyeti unutturuldu, yok edildi. Haçlı emperyalist Batının kokuşmuş beşerî, zalim, acımasız, ruhsuz, haksız hukuksuz, insaniyetsiz, adaletsiz, salt maddeden ibaret kuru ve yavan medeniyeti tek gerçek ve doğru medeniyet diye belletildi. Ona inandırıldı, ona taptırıldı ve sonunda Türk’ün imanı kalmayınca gâvurun her şeyinden korkmaya ve bedenini, cesedini bir gün daha fazla sürüklemek adına korktuğu gâvurun tahakkümü altına girmeye, kölesi olmaya razı oldu. Amerika ve Avrupa Birliği gâvurlarının her talimatını ayet gibi bellemeye ve uymaya başladı. Hakikatte tek dişi kalmış maddeci bir medeniyet olan Batı medeniyeti, Türk’e tek gerçek, tek doğru medeniyet, sorgulanamaz ve şüphe edilemez medeniyet olarak öğretildi. Ona kendisini yutacak canavar değil de; tek koruyucu, tek rızık verici güç olarak inandırıldı.

8. Akif atamız: “Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın. / Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.” Demişti. O gün mübarek Türk yurdu, Anadolu’nun birçok yeri alçak işgalcilerin, emperyalist Haçlı batılıların uğradığı, istila ettiği bir yer olmuştu. Ülkemizi alçakça işgal ettiklerinde hayasızca akınlar ve işler yaptılar. Camilerimize insanlarımızı doldurup yaktılar, hamile kadınlarımızın karınlarına süngülerini sokup bayrak gibi dalgalandırdılar, ekinlerimizi ateşe verdiler, hayvanlarımızı telef ettiler, çocuklarımızı, yaşlılarımızı, kadınlarımızı vahşice, acımasızca, barbarca öldürdüler. Yani yaptıkları iş, erkekçe bir savaş, ordular arasında dürüstçe bir mücadele değildi. Barbarca bir talandı. Biz Millî Mücadeleyi işte bu vahşiliğe ve barbarlığa karşı verdik.
Lakin bugün Türklük, milliyet, istiklalcilik, vatanseverlik ruhlarını kaybetmiş olan Türk, kalkınma, gelişme, ilerleme, yabancı sermaye adına alçak gâvurları yurdumuza patron, iş adamı, sermayedar, diplomat, uzman, gazeteci adlarıyla doldurdu. Yine milliyetini ve gerçek dinini kaybetmiş olan mankurt Türk, yurdumuza demokrasi, uygarlık, hoşgörü, serbestlik, hümanizm, liberalizm adına her türlü alçakça, hayasızca sapık fikirleri, Türk varlığına düşman ideolojileri, İslam’ın kökünü kazıma ve ülkemize batı emperyalizmi için yol açma amacındaki misyonerlikleri, Türk’ün içini boşaltıp saman çuvalına çevirecek olan dinsizlikleri, Türk millî varlığına kasteden komünistlikleri, Türk milletinin birliği ve vatanının bütünlüğüne kasteden Türk düşmanlığına dayalı etnik ırkçılıkları doldurdu, bu hayasızca akınlara karşı göğsünü siper etmek bir yana; tam tersine buyur etti, yol verdi.

9. Akif atamız: “Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…/ Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.” Demişti. Yani en ümitsiz zamanda bile ümit aşılamıştı, biz elimizden geleni yaptığımız sürece Allah’ın bize yardım edeceğine inanmıştı, inanmıştık. Ama bugün, dininden de milliyetinden uzaklaştırılan Türk, ne çalışıyor ne de Allah’tan bir yardım diliyor. Çalışıp ondan sonra Allah’tan yardım dilemek yerine, çalışmayıp Amerika’dan, NATO’dan, Avrupa Birliği’nden yardım diliyor. Allah’ın kulu olmaktan çıkıp Avrupa Birliği’nin ve Amerika’nın kulu olmuş.

10. Akif atamız: ”Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı: / Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. / Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: / Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı. / Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ? / Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! / Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda, / Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.” Demişti. Yani vatanını sev, vatanına sahip çık, üzerinde gezip dolaştığın yerlerin sıradan bir toprak parçası değil, altında binlerce kefensiz yatan şehitlerimizin kutsal mekânı olduğunu bil. Şehit ataların senin için, vatanın için yapılabilecek en büyük fedakârlığı yaptı, yani kanını, canı verdi. Bu vatanı sana emanet olarak bıraktı. “Sen bu vatanın sahibi değilsin, senden sonra gelecek nesillere bırakacağın bir emanetin bekçisisin” dedi. Ama bugün bu ruh unutuldu, bu şuur yok edildi, bu duyarlık silindi, bize emaneten bırakılan kutsal vatan toprakları gâvurlara haraç mezat satılıyor. Şehit atalarımızın kemikleri üzerinde gâvurun tepinmesine izin veriliyor, “ben vatanı bir kadın memesine satarım” diyen Türk düşmanı yazarlar, en büyük yazar, gazeteci ve aydın diye baş tacı ediliyor. ”Seccademi serebildiğim yer vatandır” diyen İslamcı görünümlü vatansızlar ve kansızlar, en büyük dindar diye saygı görüyor.

11. Akif atamız: “Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli: / Değmesin mabedimin göğsüne nâ-mahrem eli. / Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli- / Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.” Demişti. Yani biz Millî Mücadeleyi, bu vatan semalarında çan sesleri değil; sadece ezan sesleri süslesin diye verdik. İşgalci Batılı emperyalist devletlerin amacı Türkiye’de İslam’ın bütün değer, sembol ve kurumlarını yok etmekti. Türkiye’yi yeniden bir Hristiyan yurdu haline getirmek için İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Amerika gelip üzerimize çullanmışlardı. Başta Atatürk olmak üzere Mehmet Akif ve diğer bütün Türk beyleri, bu milletin helal süt emmiş temiz evlatları, bu vatanı Müslüman Türk vatanı halinde tutmak için bir büyük kıyam cihadı verdiler ve adına İstiklal Cidali ve Millî Mücadele dediler.
Ama bugün geldiğimiz noktada ülkemizde demokrasi, hoşgörü, evrensellik, enternasyonalizm adına misyonerlik faaliyetlerine her türlü izin ve imkân verilmiş. Onlar da aş, iş, eş vaadiyle Türk çocuklarını kandırarak İslam’dan uzaklaştırıp Hristiyanlaştırmaya çalışıyorlar. Hiçbir Hristiyanın yaşamadığı mahalle aralarına, apartman dairelerine kiliseler açıyorlar. Ayrıca AKP hükümetleri döneminde Vakıflar Kanunu çıkarılarak nerede bir yıkık duvar ya da taş görseler, işte burası Kilise arazisi, Kilise vakfı diyerek alınıp her yere kilise yapılmasına izin verdiler, topraklarımızı kilise vakıflarına peşkeş çektiler.
Öte yandan indirilmiş din olan gerçek İslam yani Kur’an’a ve Hz.Muhammed’e dayalı sahih din öğretilmediği için, uydurulmuş din icat eden uyduruk cemaat ve tarikatlar çıktı. Bunların yüzünden, ayrıca İslam’ı temsil etme iddiasıyla ya da İslam sömürüsüyle iktidara gelenlerin İslam’la alakası olmayan icraatları, yolsuzluk ve hırsızlıkları, adam kayırmacılıkları, adaletsiz ve haksızlıkları yüzünden insanlarımız dinden soğudu. Yani Akif’in gerçek İslam’ı koruma ve yayma heyecanıyla yazdığı yukarıdaki mısralar, yeniden yazılma durumuna düştü.

12. Akif atamız: “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:” demişti. Yani o zaman ülkemiz Batılı devletler tarafından işgal edildiği zaman emperyalist Haçlı Batı, Türk ırkını aşağılıyor, hakaret ediyor, hatta Türk ırkını Anadolu’da tamamen ya yok etmekten, ya da Orta Asya’ya geri sürmekten bahsediyordu. Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk ve Mehmet Akif gibi hem Türk doğan hem Türk olan Türk beyleri, Türk milletini arkalarına alarak Türk ırkını bu gâvurlara karşı korumuşlardı.
Bugün ise Türkler, Türk ırkı, Türklerin oylarıyla başa getirilen politika esnafı ve canbazları tarafından adları, millî kimlikleri, değerleri, sembolleri, kurumları yok ediliyor. Andımız kaldırıldı, Türk adı her yerden siliniyor. Türkler Türk olduğu için siyasette, bürokraside, ekonomide, kültürde, sanatta ve her alanda dışlanıyor, itiliyor, kakılıyor. Asıl amaçları Türkiye’yi Türksüzleştirmektir.
Bu durumda Türkler, derlenip toparlanarak demokratik nizam içinde kalarak siyasi, kültürel ve ekonomik anlamda yeniden bir Millî Mücadele verecek ve İstiklal Marşımızı tekrar güncel canlılığı içinde koruyacaktır.

Hakkında admin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>