Son Haberler
Anasayfa / afilli (sayfa 4)

afilli

AKİFİN GÜÇ KAYNAĞINDAN BESLENEBİLMEK

Hayatı vahiyle inşa etmenin yakın dönemde canlı bir örneğini sunmuş olan Âkif’i sadece “İstiklal Marşı Şairi” olarak anmak onu yeterince anlamamak anlamına gelir. Esasen Âkif coşkulu bir “Kur’an Şairi” olup, yüksek sanatını zamanlar ve mekânlar üstü değerlerin en çetin şartlarda bile taviz vermeden hayata tatbik edilmesi gerektiğini haykırmış, bu inanç ve düşüncelerini fildişi kulesinden ürettiği kuru söylemlerle değil, derin sancılar ... Devamını Oku »

BERABERLİĞİN KURUCU,TEFRİKANIN YIKICI GÜCÜNÜ GÖREBİLMEK

Müslümanların gerçek bir din kardeşliği duygusuyla birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğine sürekli vurgu yapan Mehmet Âkif; ayrılıkçı duygulara ve tefrika hastalığına kapılıp küçük fırkalara bölünmenin ne kadar büyük tehlikelere yol açtığını şiirlerinde, yazılarında, vaaz ve hitabelerinde büyük bir fesahatle ortaya koymuştur.   Din Kardeşliğinin Büyük Gücünü Keşfedebilmek Âkif’e göre bir Müslüman dindaşlarının acısına asla bîgâne kalamaz. Kalabiliyorsa, demek ... Devamını Oku »

AKİFİN MİLLİ BİRLİK VE BÜTÜNLÜK ŞUURUNA ERİŞEBİLMEK

Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmamak Şahsi olanla umumi olan arasındaki dengeyi kuramayan insan nemelâzımcılığa teslimiyette tereddüt göstermez. “Âkif’e göre, geleceği karanlık görüp azmi bırakmak, olsa olsa “alçak bir ölüm”dür. İnanan bir insanın, böyle bir ölümle “gebermesi” kabul edilebilecek bir netice değildir. Eylem adamı olan Âkif, hareket etmesi için her türlü imkân sağlandığı hâlde, ölü gibi cansız yatan insana, “leş mi ... Devamını Oku »

İDEALİST BİR MUALLİM:NURETTİN TOPÇU

Cumhuriyet devri fikir hayatımızın en önemli simalarından birisi de hiç şüphesiz ki Nurettin Topçu’dur. O, daha çok bir fikir adamı, felsefeci ve ahlakçı olarak tanınmakla beraber aynı zamanda bir hoca idi. Altmışaltı yıllık ömrünün yaklaşık kırk yılını bu meslekte geçirdi. Felsefe tahsili için gittiği Paris’ten 1934 yılında yurda döndükten sonra İstanbul, İzmir ve Denizli’ de muhtelif liselerde Felsefe, sosyoloji, mantık ... Devamını Oku »

BATININ HİKMETİ DOĞUNUN RASYONALİTESİ

İtibarın Eylül sayısında dilin hakikat küresindeki kullanımında “özellikle günümüzde klasik Türkçenin nazarî diline ait Arapça kökenli kelimelerin sözlük anlamlarını bilmeden mefhumları üzerinde keyfî olarak oynamak; ıstılahları tarihsel dokusundan habersiz gelişigüzel kullanmak; dilsel bir mistifikasyon yaratıp düşünme yerine insanları nefsî/psikolojik bir rehabilitasyona icbar etmek demektir.” tespitinde bulunmuştuk*. Yine mısdakı açık-seçik belirlenmeden klasik Türkçe’nin nazarî diline ait bazı hayatî terimleri temel alarak ... Devamını Oku »

HELÂL

  Amerika’dan gelen bir misafirime su verdim, boğazına kaçtı, öksürdü, “helâl” dedim. Anlamadı. Ne anlama geliyor, diye yüzüme baktı. Anlatmaya çalıştım. Amerika’da yirmi beş yıl bulunmuş, orada üniversite düzeyinde ders vermiş birisi olarak kavramın bizdeki anlamını veremediğimin farkındaydım. Daha doğrusu Amerikan İngilizcesinde buna denk gelecek bir kavram bulamıyordum. Anlatımım yüzeysel kalıyordu; Türkçedeki o vurucu gücü ifade edemiyordu. “Helâl” kavramını daha ... Devamını Oku »

BEŞİKTAŞ NASIL KURTULUR

Yılbaşı gecesi. Evdeyim ve yalnızım. İş olsun niyetine, âdet yerine gelsin diye TV’nu açmışım. Birileri eğleniyor, zıplıyorlar, sıçrıyorlar, mütemadi­yen gülüyorlar ve galiba marifetleriyle beni de güldürmek istiyorlar. Bakıyorum ama, gördüğüm çokşüpheli! Kulağıma bir takım acaip sesler geliyor, hiç anlamıyorum. Bir türkü olsa dinlerdim: “Bayram gelmiş neyime/Anam anam garibem/Kan damlar yüreğime/Anam anam garibem,” Bir Horyat da fena sayılmazdı: “Düşde gör / ... Devamını Oku »

GİBİ:EYLÜL GELDİ

İnsanı canından bezdiren, hiç bitmeyecekmiş gibi gözdağı veren, tam bitti denilen yerde yeniden başlayan kavurucu bir yazdan da serinlik ve selâmetle sıyrılmak mümkünmüş. Ufkun üzerinde kurşuni renkli bir süvari alayı. “Caddelerde rüzgâr”lı ilk sonbahar şarkıları. Siyah beyaz kısa bir film. Kestanecinin Ekim’e hazırlanan isli “lüküs lâmbası”. İlk yağmur damlası, ilk üşüme, ilk hırka. Bir şehri terk etmemek için sebepler risalesine ... Devamını Oku »

YUNUS EMRE ŞERHİ

Çıktım erik dalına anda yedim üzümü Bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu İlk beyitten murad olunan, her amelin ağacının belli bir meyvesi olduğudur. Zahirde her meyvenin belli bir ağacı olduğu gibi, aynı şekilde, her amelin kendine özgü bir aleti vardır, onunla ortaya çıkar. Örneğin, zahir ilminin ortaya çıkma aleti dilbilgisi, mantık, adab, kelam, maâni, usul, hadis, tefsir, felsefe, matematik ... Devamını Oku »

BALLAR BALINI BULDUM

  İçinde yaşadığı zevk çamurundan kurtulup, berrak sular¬da yıkanmak ve bir daha kirlenmemek üzere vicdanına ve onun zamanı aşan ebedî kanunlarına vefalı kalmak isteyen¬lere nasıl imrenilmez? Elbette temiz lekeliden; sağlam, çürümek üzere olandan; kuvvetli sıskadan; inanan ve mesut olan, imansızdan, ümit¬sizden daha güzel ve asildir. İnanan mesuttur; hiçbir şeye bağlanmayan; ilk önce ken¬dine inanmaz, sonra şikâyet eder. Doğrusu, hiçbir şeye ... Devamını Oku »