Şiir, kumda oynamak gibidir. Nesir, aklın kurgulanmasıdır. İkisi de bize lazımdır. Şiir, gönlümüzü harekete geçirir. Nesir de aklınızı düzene sokar. Dolayısıyla ikisine de ihtiyacımız var. Biri diğerine nispet edilemez. Şiirin poetikası olduğu gibi, nesrin de kuramı, formu vardır. İkisini de yazarak kurarsınız. Şiirle nesir arasında gelgitleriniz varsa, birisine odaklanın derim. Benim tercihim nesirden yanadır.
Şiir, aklın ve formun ötesindedir. Fazla kendiyle ve kuranla gelmez. İrticali ve iptidaidir. Çok kafa yormaya da gerek yok. İlhami olduğu kadar, deruni ve enfüsidir. Kimse sathi bir şiir geçeceğinden bahsedemez. “Dilde gam var lütfeyle gelme ey sürür / Olamaz bir hanede mihman mihman üstüne “diyen Rasih, aklı cebine koymuş gibidir. Gamından mutlu olan ozan, sevincin yanına gelmemesini istiyor. Bunu akılla yorumlamanız mümkün mü? Bir evde iki konuk da olmaz diye örnekliyor. Şiir bu kadar serazat bir yapının adıdır.
Nesir aklın yolundan koşar. Forma disipline, kurallarına, soğukluğuna yatkın bir nesir yapısı vardır. Aklın inşa ettiği nesir, her zaman buz gibidir. Okudukça üşürsünüz. Nesir sizi silkeler. Şiir sıcaklığı yoktur. Tanpınar’ın Huzur’unda huzursuzluk bulursunuz. Yani aklın rasyonalitesi sizi yorar. Kurmaca olan metinler bile şiir sıcaklığı vermez. Nesir de bir dinginlik vardır. Osman Çeviksoy, Nesrin Öğretmen hikayesinde “Şiirle gönlün delileri, düz yazıyla aklın delileri dile getirilir. “dedirtir Nesrin Hoca’ya. Doğru da söyletir. Nesrin sıcaklığı bu kadardır. Gerçeğin, hüznün, hakikatin müsaade ettiği kadar bir gerçekliktir bu. Belki de nesrin bu tarafı güzeldir. İnsanın akli bir tarafı yok mu? Duygusal zekayı şiire yoramaz mıyız? Nesrin aleladeliği insanda da mevcuttur.
Gelelim şiirin bakir tarafına. Şiir, yazanın emrinde de değildir. Bir çırpıda anlamsızlığa bürünür. Şiirin filozofik tarafı da burasıdır. Sizi zapturapt altına alır. Kuşatır, ezer, kovalar duygularınızı: “Ahvali dert olanın dermanı Allah’tır! / Dermanı Allah olanın derdi mi vardır? “diyen şair, cevabın anakronizmini size bırakmaz mı? Yani, derdim devamdır diyor. Şiir kulağı tersten gösterme işidir. Biz buna da razıyız. Bizi yoran şeyleri de severiz. Şiir deriz buna.
Oysa nesir böyle değildir. Nesir koşarak uzaklaşır. Sizi gerçeğe ve hakikate mahkûm eder. Yaşanmışlık, tecrübe, zekâ, ahiret fikri, bellek, gelecek, geçmiş vb. hayati konular, nesrin sulak alanıdır. Yazdıkça yazar, konuştukça fikreder, anladıkça yorumlarsınız. Şu İbni Hazm sözündeki hakikati ancak düz yazıyla anlatırsınız: “Kişi kendisine benzeyende sükûnet bulur “Doğru değil mi? Bu veciz söz, sizi gerçeğe götürür. Nesrin vurgun tarafı da budur. Sizi soğuk mezeyle karşılar. Nesri zor beğenirsiniz. Okuması zordur. Makalesi, romanı, hikayesi, denemesi, fıkrası da böyledir. Onun için şiire göre zor okursunuz nesri. Ama okuruz. Nesrin didaktik tarafı zordur.
Şiirin hüzün koridorlarında geziniz. Nesrin akli sularında yüzünüz. Şiir ve nesir toplamıyla meşgul olunuz. Kendinizi de edebi meşgul ediniz. İkisi de sizi toparlar. Bazılarının bir nesir okuması da entelektüalizmin yolunu açar. Şiirle de hüzne, huzura, mutluluğa kapı aralarız. Şiir fiyakalı bir disiplindir. Tarihselliği de buradan gelir. Ezbere yatkın olması da cabası. Nesir biraz daha hakimiyet ister. Üzerine eğilmek ister. Sinan Paşa’nın Tazarruname’sindeki Allaha hitap ettiği güzel satırları, birer nesir harikasıdır: “İlâhî! Bekaa isteyen candan vücûd âfetlerini sen def it. Dirlik uman gönülden varlık hicabını sen refit. Cân sırın isteyene şer’yolını tarîk it. Yoklık yolma gidene tevfîkini refîk it. Sâliklerüni inayet atına süvâr it. Yolunda fena bulanı gene senünle var it. Aşkun şehîdlerini gene sen yu. Yolunda ölenleri sine sen ko. Sini sevenün derdin artur. Zikrün idenün virdin artur. Kaalde kalanı kaalden geçür. Hâl isteyeni hâlden geçür. Kapunda sınuk gönülleri lûtfunla bütün tut. Yolundan azan kulların tevfîkin eliyle elin tut. Aşkunda giryân gözleri sınünile pür-nûr kıl. Derdün ile vîrân dilleri vaslunile mâ’mûr kıl…” Dua formunda ve iç kafiyeli(seci) bu nesir parçacıkları sanki şiir gibidir. Allah ondan razı olsun. Nesir formundaki şiirsel duruş budur. Şiir ve nesrin içiçeliği de ayrı bir başarıdır.
Şiir ve nesrin ayrılıklarını ya da yakınlıklarını konuştuğumuz yazımızı güzel bir nesir örneğiyle de sonlandıralım. Yakın dönem İslam alimi Elmalılı Hamdi Yazır Efendi’nin Hak Dini Kuran Dili takrizindeki satırlardan:”İlahi!Hamdini sözüme sertac ettim, zikrini kalbime miraç ettim, kitabını kendime minhac ettim, ben yoktum var ettin, varlığından haberdar ettin, aşkınla gönlümü bikarar ettin.” Eyvaallah.
İsa Çolaker Kişisel Web Sitesi Edebiyat ve deneme yazıları
