Yazma bilincinin dostları olduğu gibi düşmanları da mevcuttur. Birçoğunu yaşarız da anlamayız. Okumak, dinlemek, anlamak nasıl yazmanın dostuysa, yazmanın düşmanı tutumlar da mevcuttur. Yazmanın düşmanlarında bir keyfilik vardır. Sadece bunlar tek başına yazmanızı engelleyebilir. İhtiyari ve seçimlik olan bu durumlar sizi yazmaktan alıkoymasın. Var olmak için yazan birisi olarak bu yapılarla mücadele ediyorum. Belki de bunlar benim yazı düşmanlarım.
Benim yazı düşmanlarımın ilki mükemmeliyetçiliktir. Birçok yazımı beğenmeyip yırtmışımdır. Bunun anlaşılır bir izahı da yoktur. Bana göre nakıs olan bir yazıyı yırtmak tabiidir. Siz bir yazıda kusur bulamayabilirsiniz. Yazı benim içime sinmemiştir. Benimsememişimdir. İlginç değil mi? Evet. Mükemmellik böyle bir şey. Günlük hayatımda da mükemmelliğim yoktur! Yazı süreci böyle bir şey. Niye böylesin diye de sormayın. Durum budur. Yani fıtri bir olgu olmasa da yazmayı disiplinli kılan bir durum, o da budur.
İkinci yazı düşmanı tutum da korkmaktır. Bir edebi türü yazmaktan korkarız. Mesela, şiir ve öykü yazmaktan korkuyorum. Makale, deneme yazmayı daha çok seviyorum. Bu korkunun bir yorumu da yoktur. Korkuyorum işte. Bunu yazar arkadaşlarımla da paylaştım. Onlar da bir korkudan bahsediyorlar. Acaba şiir niye yazamıyoruz korkusu budur. Niçin yazamıyoruz, var mı cevabı? Yok. Yazamıyorum, durum bu. Yazmanın güç olduğunu bilirim. Bilirim de yazamam. Bütün türlerin yazılabilir olduğunu da biliyorum. Teori, pratik, retorik meselesi olsa gerek. Dilerim siz bunu yaşamazsınız.
İç sıkıntısı olmaması da yazmayı engelliyor. Yazmasam delirirdim diyen Sait Faik Abasıyanık haklıdır. Yazmak, tatlı bir huzursuzluk istiyor! Yazmanın ruhi bir ortamı olmalı da. İç sıkıntılarımız ve ruhi çalkantılarımızın abartılı olması da yazmayı engelliyor. İç huzursuzluğunun da bir ölçütü olmalı diyorum. Abartılı bir iç huzursuzluğu yazmayı inkıtaa uğratıyor. Yazamama halimiz başlıyor. Buna direnmek de lazım. Nasıl başaracağız bilmiyorum? Ara ara bu inkıtaa yakalanıyorum. Bu yazmama aralıkları da uzun olmamalıdır. Sizi yorar diye düşünüyorum. Çünkü yazmak bir yolculuktur.
Yazmanın bir diğer engeli de konformizmdir. Burjuva iyi yazar derler ama aşırı konfor da sizi yorar. Her şeyin yerli yerinde olduğu, aralıksız düşünülen ortamda da yazı kesintiye uğruyor. Tefekkür ve tezekkür bile bir araf durum gerektiriyor. Düşünmeden yazmak da mümkün olmadığına göre yazma arası bir durum gerekiyor. Ben buna yazma fasılası diyorum. Kendini dinleyerek, anlayarak yazmaktan söz ediyorum. Konforunuzun uzun süreceği bir ortam, sizi yazmaktan alıkoyar. Tatile çıkarak roman yazabilirsin ama ciddi bir eleştiri yazısı için bu yetmeyebilir.
İyi bir okur olamama da yazmanın düşmanıdır. Okumadan yazabileni daha görmedim. Yazı fukarası öğrenci kalemleri okumayan adamlardan çıkıyor. İyi okuma eylemi, yazmanın güçlüğünü de ortadan kaldırıyor. Okuryazar olmak, sizi yazmanın güçlüğünden uzaklaştırmaya yetmez. Bolca okumalıyız. Okumanın güzel tarafı, sizi yazmaya dost kılmasıdır. İştahlı bir okur, yazamamanın gazabından kurtulur. Okuyup yazamamak bir işkence olsa gerek. Yazmanın kolaylığı için okumanın dostluğunu kazanmanız gerekiyor. Okumadığınız her kitap sizi yazmamanın girdabına hapseder. Niye yazamıyorsunuz dediğim her talebe, okumadığımız için cevabını yapıştırıyor. Gençler okumamanın sonucunu çok iyi biliyor.
Yazmanın düşmanlarını azaltmak için neler yapabiliriz sorusu cevaplanmalıdır. İlkin sıkı okumalıyız. İkincisi, sağlam bir kütüphane kurmalıyız. Üçüncüsü, iyi bir irade eğitiminden geçmeliyiz. Dördüncüsü, yaratıcı yazarlık için atölye çalışmaları yapmalıyız. Tüm bunlara ek olarak, ayrı bir yazarı kendimize rehber seçmeliyiz. Tüm bunlardan sonra, okumaya düşman unsurların azalacağı bir düşünce ortamı oluşacaktır diye düşünüyorum.
isa çolaker
İsa Çolaker Kişisel Web Sitesi Edebiyat ve deneme yazıları
