Maarif kelimesini seviyorum. Eğitim meselemizin olduğunu da anlıyorum. Herkes eğitim şart diyor ama kimse gençlere sormuyor. Gençlerle haşır neşir birisi olarak söylüyorum: Gençler daha çok dertliler. Maarif meselesini en yakıcı onlar yaşıyorlar. Uzun bir zorunlu eğitimin onları vasıfsızlaştırdığını düşünüyorlar. Zorunlu eğitimin bu kadar uzun olması, bizleri sıradanlaştırıyor diyorlar. Bana göre mesele burada başlıyor. Ebeveynler vasıfsız çocuk meselesini evlatlarından hissetmeye başladılar.
Nedir bu vasıfsız gençlik meselesi? Yetiştiremediğimiz, meslek sahibi yapamadığımız, genel lise talebeleridir. Genel kültürü olan, fikri olan ama mesleği olmayan gençliğe vasıfsız gençlik diyorum. Pozitivist bilgi yüklediğimiz, hayata geç başlayan, ara eleman bile olamayan vasıfsız gençlik! Vasıfsız gençliğe, iş bulamayan üniversite mezunlarımız da katıldı. Yaşları yirmiyi deviren bu gençlik, bir meslek sahibi bile değil. O yaşta olamaz da. Genel olarak her işi yaparım modundaki bu gençlik, artık memleket meselesi haline geldi. Sosyal medyadaki tiktok, yalancı cennet taleplerinin müşterisi de bunlar.
Maarifin meselesi olan bu gençlik, üretime de hazır değil. Asgari ücretli, tahsilli gençlik bunlar oldu. Üç harfli market yapıları bunları ucuz emek olarak çalıştırıyorlar. Eğitimli görünen bu nesil aslında üretimde de zayıf. Çok çabuk pes ediyorlar, çünkü sadece pozitivist bilgiyle donanımlılar. Hayata soğuk, teorik ve yüzü asık bir kuşak. Üretme heyecanı olmayan bu kuşak, ilerisi için ayrı bir sorundur.
Bu kadar uzun süreli bir zorunlu eğitim rağmen niye böyle bir nesil yetişti. Derslerimiz de demode oldu. Çağın, sosyal medyanın, elektroniğin müfredatı zorladığı yıllardayız. Hocaların işlevselliğinin eksildiği, Google’ın insanı zayıflattığı bir kültürel eğitim ortamındayız. Hocaya değil, Google soran bir nesile evriliyoruz. Mesele bu kadar basit. Bunun pratiğini de salgın eğitiminde gördük. Türk eğitim sistemi, eskimiş retoriklerle boğuşuyor. Soğuk savaş eğitimcilerinin teorileri sınıflarımızı mutlu etmiyor. Elektronik sertifikayla alınan bir uygulamalı belge bile çocuğu eğitimli kılıyor. Sınıflar yığınların oturduğu yer oldu. Sorduğumuz soruya boş bakan telefon bilgisiyle cevap yetiştirmeye çalışan ergen bir nesil geliyor.
Maarif meselesi haline gelen vasıfsız insan yetiştiren genel liseleri kapatmalıyız. Liseyi de zorunlu olmaktan çıkarmalıyız. Sanata, işe, çalışmaya yönelecek kuşak erken yol almalıdır. Vasıfsız ve sanatsız gençlik, şimdiden başa beladır. Okullarda ve evlerde bir ruh eğitimine ihtiyacımız vardır. Öğretmenin devre dışı kaldığı bu boş liseler artık bir disiplin sorunudur. Sulu şaka, lümpen, dayak, akran zorbalığı, kitapsız deftersiz dersler bu liselerin hakim görüntüsü olmuştur. O çeken bu okullar radikal olarak kapatılmalıdır. Bu okullarda öğrenci ve öğretmen alanı yer değiştirmiştir. Formasyon stajlarında gördüğüm durumlar, sıradan genel liselerin bittiği bir şekildedir. Zaten düşük puanla gelen talebe, okulu ayağına çekmeye ve hocayı dinlememeye başlamışlardır. Yönetemeyen ebeveynler, sınıfta ezilen hocalar, talebelerin oyuncağı olmadan acil çözümler üretilmelidir. MEB şuralarının birinci teması, vasıfsız öğrenci ve sıradan lise eğitimi olmalıdır.
Batının büyülü eğitim kelime ve vecizelerini parlatmakla meşgul eğitimci büyüklerimiz bu devasa meselelerde ne buyururlar? Sadece teorik ve retorikle bu işler buraya kadardı. Deniz bitti. Uzaktan eğitimin de hayata geçirildiği yenilenmiş bir teknikle eğitim bandına geçmemiz gerekiyor. Okumamakta direnen kademeli kıdemli öğrencileri de açık liseye sevketmeliyiz. Toplumun iyice yaşlandığı, sanayide eleman sıkıntısı çekildiği bu ortamda, hızlı çözümlere ihtiyacımız var.
Sadece vatandaş yetiştiren komik liseliler dönemi bitmiştir. Kimse de Mahmut Hoca olmak istemiyor. MEB’in fiziki yeterliliğinde sıkıntı yoktur. Maarif meselemiz, eğitimin içeriği ve müktesebatıyla ilgilidir. Acilen bir lise reformuna ihtiyaç vardır. Belirli puanın altında kalan çocuklar, kanaat puanıyla acilen açık liseye kaydırılmalıdır. Okulu polisle açıp kapamak bir eğitim olamaz. Okullardaki şiddet görüntüleri, mobbing, taciz, devamsızlık olayları bundandır. Çocuklarımızı sadece öğretmenler yetiştiremez. Aileyi de eğitmekte fayda var. Ailelerimiz okulu büyümüşler için dinlenme kreşi görmekten çıkmalıdır. Her gün yüz bin kelimeye maruz kalan çocuk, bunun kırk beş binini internet, otuz beş binini de televizyon, diğerini de okuldan alıyor. Buyurun cenaze namazına! Okulun deneme tahtasına döndüğü bir ortamdayız. Sadece polisiye önlemleriyle yol alamayız.
Meslek edinmeyi kolaylaştırıp eğitimin pratiğine ağırlık verebilirsek, bilgiden tekniğe doğru bir yolculuğa başlayabiliriz. Bu da çocuklarımızı meşgul edecek bir eğitim yapısıyla mümkündür. Hadi bakalım.
İsa Çolaker Kişisel Web Sitesi Edebiyat ve deneme yazıları
