Son Haberler

Eylüle Gazel 1-2

Eylüle Gazel – 1   Tepeler gözüme şakul görünür Ay bir civan, bulut kakûl görünür.   Hangi atın eyerinden doğrulsam Her yaprak sarı bir bülbül görünür.   Tarifi zor gönlümdeki güzelsin, Kaşları yay, saçları tül görünür.   Görende mi hüner, görünende mi? Isırgana baksam sümbül görünür.   Ufku boylar her busenin alevi Ve her ateş kızıl bir gül görünür.   ... Devamını Oku »

GAZEL

BAKÎ   Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz Bir neşâtın da gamın da rûzgârın görmüşüz Çok da mağrûr olma kim mey-hâne-i ikbâlde Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine Kişver-i câhın nice sengin hisârın görmüşüz Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz Bir hadeng-i cân-güdâz-ı âhdır ser-mâyesi Biz ... Devamını Oku »

BİR GÜN BAKSAM Kİ GELMİŞSİN

  Bir gün baksam ki gelmişsin.. Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar. Gözlerinde bir bitmez,bir tükenmez güzellik Saçlarında ilkbahar.. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Gülüşünde taze serin bir rüzgar Ellerin yine eskisi kadar güzel Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar.. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Hasretin içimde sonsuzluk kadar. Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz. Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar. Bir gün baksam ki ... Devamını Oku »

LADES

  Uzayacağa benzer Tutuştuğumuz lâdes. İşi gücü bırakıp Mezarlığa nâzır Bir eve taşındım. Ölüm, sen beni aldatamazsın, Aklımda! Behçet NECATİGİL Devamını Oku »

EY ŞEHİR DİNLE BENİ

              Avm ve Atm arasındaki  ilişkiyi yazdığım zaman, cafe ve avm arasındaki ilişkiyi analiz edeceğimi hiç düşünmemiştim.Artık şehirlerin iki çağdaş ve modern mekanı var.Atm üzerine konuştuğumuz kadar,cafe üzerine konuşmadık.Avmler ne kadar eski hanların ya da kervansarayların konseptiyse,cafeler de kahvehanelerin yeni versiyonudur.Cafeler kanın yeni hayata ve ekonomik alana  dönüşünün adıdır.Cafeyle kahvehanenin farkı, Cafe’nin  kadınları- kızları şehir hayatının içine taşımasıdır.Kadınlar- kızlar, ... Devamını Oku »

ALLAHA VE BİZE DAİR

Allah ne kadar büyüktür, Ekinlere güneş verir çocuğum. Beni mavi sabahlara devreder, Mavi güller gibi uykum. Allah ne kadar büyüktür, Kuşlar gönderir dallarımıza. Karanlıklar kalbe dolduğu vakit, Nasibi terk ederiz bir yıldıza. Allah ne kadar büyüktür, Yol verir gemimize denizler üstünden. Garip sonsuzluklar duyarız Sular akarken, bulutlar yürürken. Ve Allah ne kadar büyüktür çocuğum, Şükrolsun ruhumuz şimdi. Nihayetsiz asırları içinde ... Devamını Oku »

GİBİ:EYLÜL GELDİ

İnsanı canından bezdiren, hiç bitmeyecekmiş gibi gözdağı veren, tam bitti denilen yerde yeniden başlayan kavurucu bir yazdan da serinlik ve selâmetle sıyrılmak mümkünmüş. Ufkun üzerinde kurşuni renkli bir süvari alayı. “Caddelerde rüzgâr”lı ilk sonbahar şarkıları. Siyah beyaz kısa bir film. Kestanecinin Ekim’e hazırlanan isli “lüküs lâmbası”. İlk yağmur damlası, ilk üşüme, ilk hırka. Bir şehri terk etmemek için sebepler risalesine ... Devamını Oku »

ÜZÜLME

                  Üzmeyi ve üzülmeyi yaşam biçimi haline getirmiş insanlarla yaşıyoruz.Ben de diyorum ki,üzülmeyiniz.Siz üzüldükçe,üzülmeyi ideoloji haline getirebilirsiniz.Aslın da üzülmek de bir vakadır!Lakin, sizi üzenlerin ekmeğine yağ sürecekse,üzülme derim.O kadar çok üzülüyoruz ki,sanki üzülmek bir felsefe meselesi olmuş!Bazen bizi üzenleri de sevebiliyoruz!Yani celladını sevmek gibi bir şey.Ne olur sizi üzenleri ve üzülmenize vesile olanları sevmeyin.En azıdan onlara buğz ediniz.Çünkü üzmek ... Devamını Oku »

YUNUS EMRE ŞERHİ

Çıktım erik dalına anda yedim üzümü Bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu İlk beyitten murad olunan, her amelin ağacının belli bir meyvesi olduğudur. Zahirde her meyvenin belli bir ağacı olduğu gibi, aynı şekilde, her amelin kendine özgü bir aleti vardır, onunla ortaya çıkar. Örneğin, zahir ilminin ortaya çıkma aleti dilbilgisi, mantık, adab, kelam, maâni, usul, hadis, tefsir, felsefe, matematik ... Devamını Oku »

ÇINAR

  Hani bir gün seninle Topkapı’dan Geliyorduk, yol üstü bir meydan Bir çınar gördük: Enli, boylu, vakûr Bir ağaç; hiç eğilmemiş, mağrûr Koca bir gövde; belki altı asır, Belki ondan da fazla, dalgın, ağır, Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş; Öyle serpilmiş, öyle yükselmiş, Ki civarında kubbeler, damlar Onu haşyetle seyreder gibidir. Duyulan onun hep menâkıbidir. Görülen hep odur uzaklardan; Fakat ... Devamını Oku »