Son Haberler
Anasayfa / yazılarım / LAKAPLARIN DÜNYASINDA ŞAİRLER

LAKAPLARIN DÜNYASINDA ŞAİRLER

Pocket
Bookmark this on Google Bookmarks

                                                             

               Argo kelime kullanmak gençliğe has gibi görünür. Bir parça da doğrudur. Üniversitede edebiyat okuyoruz, şairleri de bazen lakaplarıyla anlatıyoruz! Niçin böyle yapardık, bilmiyorum? Sanırım, kolaylık olsun. Çağrışımı daha basit olsun diye! Ben böyle düşünüyorum. Argo ve lakap takmak, bizim kadim bir geleneğimizdir. Din dili bunu benimsemese de durum böyledir. Kültürel kotlarımızda lakap takmak var. Mahalleden hatırladığım lakaplar da hafızamda mevcuttur. Gotti, Panzer, Tilki, Moruk, Rüzgâr vb. Edebiyatımızda da ürünlerinden mülhem lakapları oluşan adamlar vardır. Bazen şiir, şarkı, yazı, üslup gibi kaygılardan oluşan bu lakaplar, yazar tayfasının adlaşma sürecine bile dönüşebilmektedir. Okurun algısına hizmet eden bu durum, yazar ya da şairin daha basit anlaşılmasına da katkı vermektedir diye düşünmekteyim. Lakaplarından hareketle bir edebi mahsulü konuşmak zor olsa da bir ad takma geleneğimiz vardır.

Klasik Edebiyatımızda Melik’ü-ş Şuara, Sultan’u_Şuara, Mahlas vb. kavramlarla başlayan lakap takma geleneği; müstear isim kullanma, sahte isim takma uygulamalarıyla hayata geçmiştir. Modern zamanlardaysa Ahmet Hamdi Tanpınar, bu lakaplaşma hadisesinin ilk örneklerindendir. Onun lakabı da yazıları ve şiirlerindeki unsurlardan biri olan zaman kavramından gelmektedir. Şiir ve nesirlerindeki zaman kaygısı okurda zaman şairi olarak anılmasına yol açmıştır. Bergsoncu okumalarından kaynaklanan bu durum, Tanpınar’ın zamana verdiği önemi ortaya çıkarmıştır. “Ne içindeyim zamanın/ ne de büsbütün dışında” diyen usta, şiirinin kendi mezar taşına bile kazınmasına vesile olmuştur. Zamanın elinden tutamayan Tanpınar, ilk fitili çakan dizelerin sahibi olarak, zaman şairi olmaya hak kazanmıştır. Ona nazire yapan Murathan Mungan da:” ya dışındadırsın çemberin ya da içinde yer alacaksın” diye yıllar sonra cevap vermemiş midir? Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zamanla olan meselesi şiirleri kadar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında da sürer.

Artık, bir lakapla andığımız diğer bir şairimiz de Asaf Halet Çelebi’dir. Döneminde kadri bilinmeyen usta, ilerleyen yıllarda filozofik ve derin sezgi şiirleriyle düşünce hayatımıza girmiştir. “İbrahim, gönlünü put sanıp da kıran kim?” diye sorduktan sonra,” İbrahim, baltanın suçu yok, kırılmak puttan eskidir, bilmiyorsun “mısralarıyla cevabına da veren usta şair; aslında soyut metaforlarla duygusal bir Sufi alem yaratır. Keşke bu şirini de anlamasaydım diyesim geliyor. İbrahim şiirini bilmeyenimiz yoktur. Onun şiiri ruhumuza da şifadır. Sezgi şairi denmesi de Om Mani Padme Hum,Kunala, İbrahim vb. içsel ve tasavvufi ağırlıklı metinler dolayısıyladır. Asaf Halet Çelebi’nin sezgi şairi olan tarafını iyi anlatan bir biyografik okuma için; Asaf Halet’in Şiirleri İçin Okuma Kılavuzu adlı çalışmasına bakılabilir.

Edebi muhitlerde lakaplarıyla anılan şair ve yazarlarımızdan birisi de üstat Necip Fazıl Kısakürek’tir. Birçok şiiriyle şairler sultanı olan usta, Kaldırımlar şiirinin metaforik ve derin etkisiyle Kaldırımlar şairi olarak ünlenmiştir. Niçin Çile ya da Sakarya Türküsü değil de Kaldırımlar şiiri? Cevabı gayet ontolojiktir. Türk insanı kaldırımları ve yalnızlığı sever. Bu şiirde de hüznün yürüyüşü vardır. Derindir, yalnızdır, saftır insan teki. Şiir de bunu konu eder. Modern insanın sosyal yalnızlığıdır, biz sarsan. “Sokaktayım, Kimsesiz bir sokak ortasında; / Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.” Yandaki dizelerde yürüyen insan ruhudur. Karanlıkta, yalnız ve usanmaz bir derinlikle. İşte bu kaldırımlar şiirinin dibacesi gibi dizeler şairimize bu güzel lakabın yolunu açmıştır. Kaldırımlar şairi kimdir dediğinizde, gençlerin Necip Fazıl Kısakürek dediklerine onlarca defa tanık oldum. Şiirin gücü biraz da buradadır.

Destan şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca da bu lakabın hakkını veren bir şairimizdir. Modern destan diyebileceğimiz sesli bir şiirin şairi olan usta, aslında birçok başka şiir de yazmıştır. Ama destansı metinlerle bu lakaba nail olmuştur. Millî, destansı, epik konularla şiir yazan şairimiz; Çakırın Destanı, Üç Şehitler Destanı, Mustafa Kemal’in Kağnısı vb. şiirleriyle bu unvanı almıştır. Vatan Türküsü adlı şiirinde: “Dalgalanır bayrak, /Dalgalanır Fâtihalar bayrakta./Siz tâ Orta Asya\’dan beri/Uyursunuz, uyanırsınız, /Siz düşünürsünüz bu toprakta.” Dizeleriyle destan şairi lakabına yolcuk etmeye başlamıştır bile. Ne zaman Üç Şehitler Destanı şiirini okutsam, sınıfta derin bir milli mücadele sessizliği oluşmaktadır. Özel gün ve gecelerde okunacak ikonik şiirler kaleme alan ustayı hak ettiği destansı lakabıyla selamlıyorum.

Evlerimizin şairi Behçet Necagil usta ve lakabıyla devam edelim. O, gerçek bir evler şairiydi. Bu aralar evi ve aileyi ihmal ettik, onu eve dönüş şairi olarak anımsayalım derim. Eve Dönen Adam Yahya Kemaldir, bize evin hallerini anlatan da Behçet Necatigil ustadır. Hadi evimize dönelim. Evimiz devletimiz, ailemiz vatanımızdır. Evin Halleri şiirinde ne güzel anlatır şair:” Evin yalın hali/İster cüce, ister dev/Camlarında perde yok/Bomboş, ev.//Evin -i hali, sabah,/Geciktiniz haydi!/Uykuların tatlandığı sularda/Bıracaksınız evi.//Evin -e hali, gün boyu,/Ha gayret emektar deve!/Sırtınızda yılların yorgunluğu/Akşam erkenden eve.//Evin -de hali, saadet,/Isınmak ocaktaki alevde/Sönmüş yıldızlara karşı/Işıklar varsa evde.//Evin -den hali, uzaksınız,/Hattâ içinde yaşarken/Aşkların, ölümlerin omzunda/Ayrılmak varken evden.” Şirine lakabını veren şiirden sonra evimize barkımıza sahip çıkalım. İşimiz lafta kalmasın. Ev, ocaktır.

Diriliş şairi lakaplı Sezai Karakoç ustanın Balkon şiiriyle yürüyüşümüz hitama ersin:” Gelecek zamanlarda

Ölüleri balkonlara gömecekler

İnsan rahat etmeyecek

Öldükten sonra da…

isaçolaker

Hakkında admin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*