Son Haberler
Anasayfa / yazılarım / DÜŞÜNCE ÜRETEN SANATÇILAR

DÜŞÜNCE ÜRETEN SANATÇILAR

Pocket
Bookmark this on Google Bookmarks

                                                        

               Her sanatçının bir düşünce adamı olma tarafı da olmalıdır. Edebiyat, dil, din, ilahiyat, felsefe gibi dallarla iştigal eden düşünce adamlarının bir fikir ürettiğine tanık oluyoruz. Bu durum yüzyılların baki bir düşün geleneğidir. Heykeltraş olan bir zatın birçok politik metin yazdığını, Orta çağ metinlerinden anlıyoruz. Sanatçı da sadece edebi ürün üretmekle sınırlı olan değildir. Fuzuli edebiyat ustası olduğu kadar, din alimidir de. Böyle olduğu için de geleceğe kalmıştır. Sanatçı, insanlara düşünecekleri eserler üreten adamdır. Sanatçının çağına olan tanıklığı bunu gerekli kılar. Montaigne, kralcılara karşı çıkarken gelecek kuşaklara fikri bir miras bırakmak istemiştir. Bunu da başarmıştır. Tarihin doğru tarafında duran münevverler kalıcı bir fikri miras da bırakmıştır. Mesele sadece metin üretmek de olmamalıdır.

Edebiyatçı sadece hayal mahsulü ürünler ortaya koyan adam değildir. Olmamalıdır da. Mesela Nuri Pakdil, çokça edebi metinler kaleme almakla birlikte, başka alternatif İslami tutumlar da sergilemiştir. Onun aydınlık ve gelecekçi yüzünü burada görürsünüz. Suya sabuna dokunmadan da yaşayabilirdi! O, öyle yapmadı. Edebiyat Dergisi böyle bir mücadelenin ürünüdür. Bizim yetişmemizde de emeği vardır. Dergi tarihimizin ikonu olabilecek metinler burada yayınlanmıştır. Biat1, Biat2 de de bunları yapmıştır. Sosyal medyada dönen metin parçacıkları bunlardır. Müzekkir olan bir sanatçının böyle bir öğretici düşünce yapma sorumluluğu vardır. Bu da tarihsel bir duruştur. Dünün edebiyatçıları, bugünün düşünce yol başçıları olabilir.

Edebiyat adamı sanatçılar, sadece form ve şekil yazılarla hareket edemez. Sadece bunu yapmak, sizi yalnızlaştırır. Mesela; Asaf Halet Çelebi, Ahmet Haşim böyledir. Sanatçı duruşları vardır ama gelecekçi metinler ortaya koyamamışlardır! İçini doldurduğunuz ve hayatın meselelerine dair bir şey ürettiğiniz an, geleceğe kalırsınız. Kuru bir edebi metin sizi öncelikli yazarlar arasına sokmaz. Kalıcı olan sanatçılar, eserlerini kuşatıcı bir şekilde kuranlardır. Arif Nihat Asya böyle bir adamdır. Herkes kavganın şairi diye bilir. Bir kavga şairleri antolojisi yapılsa ilk ona girecek eserler yazmıştır. Bu onun misyon adamı olmasındandır. Kimse de buna şaşırmaz. İnanmış adamın Fetih Marşı tek başına bir iman dibacesidir. Fütuhatın ve vatan tutmanın manifestosu olan metin, bizi sarstığı kadar, okuru da içine çeker.

Tarihsel süreçte düşünce üreten bir sanatçımız da Yunus Emre’dir. Türkçenin veciz ustası, sizi metinler yoluyla sığaya çeker. Allah’ı ve insanı merkeze alan usta, ayrı bir düşünce ve duygu alemine götürür. Siz de bu yolculuğu anlamayabilirsiniz. Bazan anlamak da gerekmez. Buram buram Anadolu ve İslam kokan şiirleriyle sizi içine çeken şairimiz, size ayrı bir aidiyet duygusu da kazandırır. İşte düşün adamı olan sanatçı kişiliği budur. Yeni şiirlerini de bulan Mehmet Fatih Köksal Hocamıza da selam olsun. Her yeni Yunus şiiri ayrı bir güzellik olsa gerek. Anadolu kimliğinin ilahiyatını okumak ancak Yunus Emreyle mümkündür. Bu toprağını adamı olduğumuzu Yunus şiirinin kumaşıyla anlarız. Onun beliğ Türkçesi senin dil zevkini ve iştiyakını artırır. Yunus iyi bir Türkçe ustasıdır. Onun arı duru Türkçesi seni Müslüman ve Türk kılar.

Sanatın düşünce üretme tarafında dikkat edilmesi gereken hususlar da vardır. Düşüneyim derken, sanatını vasata da boğmamak lazımdır. Yatay bir düşünce ve dikey bir sanat üretme taraftarıyım. Düşünce için estetiği de göz ardı edemeyiz. Öncelikle sanat duruşumuz olsun. Yani önce şair olalım, sonra da fikrimizi ortaya koyalım. Sanat, ideolojik çığırtkanlık değildir. Piyasa sanatı da yapmayalım. Fesbuk şairi ya da insagram yazarı gibi komik aidiyetler sanata teşmil edilemez. Ses var, görüntü yok! Eserimiz, düşüncemizin banisi olmalıdır. Düşünce esere baskın olduğunda, sanatsal olan kaybolur. Tarih böyle olumsuz misallerle doludur. Sanatın ve edebiyatın izin verdiği ölçüler kadar düşünce vaazı esas olmalıdır. Bunun miktarını da yazan belirler. Bir üst komite ya da bürokrasi sizi yönlendirmemelidir. Tanzimat sanatçılarının yaşadıkları tam da buydu. Mustafa Reşit Paşanın İngiliz fermanıyla beraber üretilen ürünlerin ne kadar ayakta kaldığına biz tanığız!

Sanatını edebiyatın emirleriyle kullanan ediplerimizden önemli birisi de Yahya Kemal’dir. Tanzimat sonrası kuşağın yarattığı o kaotik ortamda; eserlerini gayet yerli ve milli üreten şairimiz bize az ve öz eser bırakmıştır. Topu topu elli iki şiir. Bağırıp çağırmaz, marş söylemez. Sipariş şiir yazmaz. Düşüncesinin ideoloğu değil hizmetkarıdır. Size tarihi, dini, dili, vatanı şiirleriyle sevdiren adamdır. “Türkler ölüleriyle kaimdir” derken bile ölüsevici değil, varlık diliyle ve kimlik muhafazasına binaen konuşmaktadır. Ona göre vatanı için ölenler, aslında yaşayanlardır. On iki milyonluk Osmanlıyı iki yüz elli milyon diye söylerken, şehitlerin önemine gönderme yapmaktadır. Ona göre bu ölümler anlamlıdır. Kültürün yeraltı tarafı olduğunu da anlatmak istemektedir. Yaşayanlara hizmet dene bir sanat kalıcıdır. Onun şiirleri yerüstü kültürümüze katkıdır. Düşüncesinin hizmetinde olan bir Yahya Kemal şiiriyle yürüyüşümüz tamamlayalım. İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar’dan bir bölüm: “Üsküdar bir ulu rüyâyı görenler şehri,/Seni gıptayle hatırlar vatanın her şehri,/Hepsi der: “Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?/Bizim İstanbul\’u fethettiğimiz mutlu günü./Elli üç gün ne mehâbetli temâşa idi o./Sanki halkın uyanık gördüğü rüyâ idi o./Şimdi beş yüz sene geçmiş o büyük hatıradan/Elli üç günde o hengâme görülmüş buradan,”

Var olsun sanat.

 

Hakkında admin

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*